Victoria and Albert Museum, Birleşik Krallık’ta bugüne dek düzenlenen en kapsamlı İstanbul sergisini 7 Kasım 2026 Cumartesi günü ziyarete açıyor. “Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires”, MS 330’dan 1922’ye uzanan on altı asrı tek bir anlatıda topluyor; Topkapı Sarayı’ndan II. Selim’in kaftanı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nden mücevherli fildişi kemer ve Osman Hamdi Bey’in “Kadınlar Gezintide” tablosu Londra’ya gidiyor. Koç Holding’in ana sponsorluğunda gerçekleşen sergi 9 Mayıs 2027’ye kadar sürecek.

İstanbul, kendi hikâyesini anlatmak için bu kez Boğaz’ın değil Thames’in kıyısını seçiyor. Londra’nın South Kensington semtindeki Victoria and Albert Museum, 7 Kasım 2026’da kapılarını “Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires” sergisine açıyor. Müzenin 38 ve 39 numaralı galerilerine yayılan sergi, Konstantin’in şehri yeniden kurduğu MS 330’dan Osmanlı İmparatorluğu’nun son yılı 1922’ye kadar süren yaklaşık 1600 yıllık bir zaman dilimini, 200’ü aşkın eserle tek bir çatı altında topluyor. Müzenin kendi ifadesiyle bu, Birleşik Krallık’ta şehrin tüm hikâyesini bir araya getiren ilk sergi. Kapanış tarihi 9 Mayıs 2027.

Neden şimdi, neden Londra?

Bizans ve Osmanlı sanatı Batı müzeciliğinde geleneksel olarak ayrı bölümlerde, ayrı küratörlerin elinde, ayrı anlatılarla sergilenir. Biri Hristiyan Ortaçağ’ın, diğeri İslam sanatının altında sınıflandırılır; aynı şehirde, aynı surların içinde, çoğu zaman aynı binalarda üretildikleri gerçeği kataloglarda kaybolur. Serginin kıdemli küratörü Tim Stanley bu kopukluğu, genellikle birbirinden uzak tutulan iki dünyayı bir araya getirmek olarak tarif ediyor. Proje küratörü Bella Radenović ile birlikte kurdukları yapı, tam da bu ayrımı sorgulamak üzerine inşa edilmiş. Ayasofya’nın bir bazilika olarak yükselip 1453’ten sonra camiye dönüşmesi, serginin omurgasını oluşturan süreklilik fikrinin en somut örneği.

Zamanlama da anlamlı. 2026 sonbaharında Londra’nın büyük müzeleri Avrupa dışı kültürlere odaklanan kapsamlı sergilerle öne çıkıyor; V&A ise İslam ve Bizans koleksiyonlarının gücünü, kendi depolarından nadiren çıkan parçalarla ve Türkiye’den gelen ağırlıklı ödünç eserlerle görünür kılıyor. Serginin ana sponsoru Koç Holding; Huo Family Foundation da destekçiler arasında. Koç ailesinin Arter ve İstanbul Bienali gibi kurumlara verdiği destek düşünüldüğünde, bu iş birliği İstanbul’un kültürel sermayesinin uluslararası sahneye taşınmasında tutarlı bir stratejinin parçası olarak okunabilir.

Dört bölüm, bir şehir

Sultanın Cuma selamlığı, 1809
Sultanın Cuma selamlığı alayı, suluboya, İstanbul, y. 1809. © Victoria and Albert Museum, London

Sergi dört ana bölüm halinde kurgulanmış. “Roman Beginnings” (Roma Başlangıçları), şehrin stratejik konumu, su sistemleri, surları ve Hipodrom’u üzerinden Konstantinopolis’in doğuşunu anlatıyor; Sultanahmet Meydanı’ndaki Yılanlı Sütun’dan bir parça ve Trier Katedrali Hazinesi’nden gelen, kutsal emanetlerin şehre gelişini gösteren beşinci yüzyıl fildişi kabartması burada yer alıyor. “Heaven and Earth” (Gök ve Yer), Bizans sanatının Hristiyanlıkla ve imparatorluk gücüyle kurduğu ilişkiyi ele alıyor; onuncu yüzyıldan Veroli Kutusu ve yedinci yüzyıla ait Meryem tasvirli altın bilezik bu bölümün yıldızları arasında.

“Power and Reach” (Güç ve Erişim) bölümü Osmanlı sarayının ipek, değerli taş, fildişi ve altın üzerinden kurduğu görsel ihtişamı sahneliyor. Topkapı Sarayı Müzesi’nden Sultan II. Selim’e ait on altıncı yüzyıl kaftanı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nden Selim’in türbesinden çıkan mücevherli fildişi kemer ve Manchester’daki John Rylands Kütüphanesi’nden on yedinci yüzyıl alay rulosu bu bölümde. Son bölüm “Life in the City” (Şehirde Yaşam) ise kahvehaneleri, hamamları, müziği ve on dokuzuncu yüzyılda Paris’ten esen moda rüzgârlarını anlatıyor. Zeyrek Çinili Hamam çinileri, Sadberk Hanım Müzesi’nden sarı ipek üçetek entari, 1750 civarına tarihlenen bir tanbur ve İstanbul yapımı bir on dokuzuncu yüzyıl cezvesi, kozmopolit şehrin gündelik zarafetini temsil ediyor.

Türkiye’den gelen eserler ve Osman Hamdi Bey

Serginin en dikkat çekici yanlarından biri, Türkiye’deki kurumların ödünç verdiği eserlerin ağırlığı. Topkapı Sarayı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi’nden Büyük Saray’a ait altıncı yüzyıl mozaikleri ve Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi bu listede. Yapı Kredi Koleksiyonu’ndan gelen Osman Hamdi Bey’in 1887 tarihli “Kadınlar Gezintide” tablosu ise serginin son bölümünü taçlandırıyor. Osmanlı resminin Batılı anlamda ilk büyük ustası sayılan Hamdi Bey’in İstanbul’daki modern kadın imgesini Londra’da, Bizans ikonalarıyla aynı anlatının içinde görmek, sergiye kavramsal bir derinlik katıyor.

Uluslararası ödünçler de etkileyici: Londra National Gallery’den Gentile Bellini’nin 1479 tarihli Fatih Sultan Mehmed portresi, Cenova’daki Sant’Agostino Müzesi’nden on üçüncü yüzyıl Aziz Lorenzo örtüsü, Vatikan Müzeleri, Atina Benaki Müzesi ve Venedik San Marco Hazinesi’nden parçalar. Oxford Lincoln College’ın on dördüncü yüzyıl el yazması Lincoln Typikon’u altmış yıl sonra ilk kez halka gösteriliyor.

Ayasofya’dan ilhamla tek çağdaş parça

Cezve, İstanbul, 1800–1850
Cezve, bakır ve yaldızlı gümüş, İstanbul, 1800–1850. © Victoria and Albert Museum, London

Yaklaşık 200 tarihi eserin arasında tek bir çağdaş tasarım var: Dice Kayek’in Ayasofya’dan ilham alan “Istanbul Contrast” koleksiyonuna ait heykelsi elbisesi. Ece ve Ayşe Ege’nin 2013’te Jameel Prize’ı kazanmasını sağlayan bu koleksiyon, V&A ile markanın ilişkisini de başlatmıştı. Ayasofya mozaiklerindeki Cebrail’in kanatlarından esinlenen nakışlar Paris’teki Maison Hurel atölyesinde el işçiliğiyle, 1920’lere ait antika Murano cam boncuklarla üç ayda tamamlanmış. Parçanın müzenin kostüm değil İslam sanatı bölümü tarafından seçilmesi, moda ile mimari mirasın bu sergide nasıl aynı dilden konuştuğunu özetliyor.

İstanbul’dan Londra’ya bir kültür köprüsü

Bu sonbaharda İstanbul’da bomontiada’dan Pera’ya kadar yoğun bir sergi takvimi yaşanıyor; ancak şehrin kendi tarihinin en bütünlüklü anlatımının Londra’da kurulması, hem bir gurur hem de düşündürücü bir ayna. Sergi, İstanbul’u Doğu-Batı klişesinin ötesinde, Roma’dan Paris’e uzanan Avrupa tasarım tarihinin merkezî aktörlerinden biri olarak konumlandırıyor. Son bölümde Owen Jones ve William Morris’in Bizans ve Osmanlı motiflerinden beslenen on dokuzuncu yüzyıl tasarımları, bu etkinin tek yönlü olmadığını hatırlatıyor.

Hafta içi biletler 25, hafta sonu 27 sterlin; müzenin genel girişi ücretsiz, sergi için ön rezervasyon öneriliyor. Ruddock Foundation for the Arts desteğiyle hazırlanan sergi kitabı 35 sterlinden satışa çıkıyor. Kasım-Aralık aylarında Londra planı olanlar için V&A’nın Cuma akşamları 22.00’ye kadar açık olduğunu not etmek gerek. İstanbul’un bin altı yüz yılını, şehri hiç görmemiş bir Londralının gözünden izlemek, bu şehirde yaşayanlar için bile yeni bir bakış vaat ediyor.

Görsel: Gaspare Fossati (özgün çizim: Alexius Geyer), “Aya Sofia Constantinople”, el boyaması litografi, Londra, 1852. Victoria and Albert Museum Koleksiyonu, SP.270:8. © Victoria and Albert Museum, London.