48. İstanbul Maratonu’nda Parkur Rekoru Kırıldı
1 Kasım sabahı 143 ülkeden 45 binin üzerinde koşucu 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden Avrupa yakasına geçti; Kenyalı Philimon Kiptoo Kipchumba 2:08:44 ile yedi yıllık parkur rekorunu bir dakika aşağı çekti. Asıl hikâye ise elit sporcuların arkasındaki kalabalıkta saklı: İstanbul’un koşu kulüpleri, kafe ve bar kültürünün yanına yeni bir sosyal düzen kuruyor.
Pazar sabahı saat dokuzu birkaç dakika geçe Boğaz’ın Anadolu yakasında başlayan hareket, bir spor organizasyonundan çok şehrin kendi ritmini yeniden kurması gibiydi. Türkiye İş Bankası 48. İstanbul Maratonu, 45 bin 679 kayıtlı katılımcıyla iki kıtayı tek bir rotada birleştirdi. Kenyalı Philimon Kiptoo Kipchumba 2 saat 8 dakika 44 saniyelik derecesiyle 2019’dan bu yana Daniel Kibet’e ait olan parkur rekorunu tam bir dakika iyileştirdi; kadınlarda Etiyopyalı Kasanesh Ayenew Baze 2:24:40 ile ipi göğüsledi ve kürsünün üç basamağı da Etiyopyalı atletlere kaldı. Türkiye adına en iyi dereceyi 2:17:53 ile on birinci sırada bitiren Hüseyin Can aldı.
Bu rakamlar maratonun spor sayfalarındaki özeti. Lifestyle tarafındaki asıl veri ise şu: 42 kilometrelik klasik mesafeyi geçen yıl 5 bin 900 kişi koşmuşken bu yıl o sayı 8 bin 400’ü aştı. İstanbul, dünyanın kıtalar arası koşulan tek maratonunu World Athletics’in Gold Label etiketiyle düzenliyor; fakat şehrin koşu kültürünü asıl taşıyan şey, yılın geri kalan 364 gününde Caddebostan sahilinde, Bebek’te, Belgrad Ormanı’nda ve Kadıköy’ün ara sokaklarında toplanan gruplar.
Rota: Köprüden Sultanahmet’e
Maratonun güzergâhı bir şehir anlatısı gibi kurgulanmış. Koşucular 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün gerisinden çıkış alıyor, Beşiktaş’tan geçip Galata Köprüsü üzerinden tarihi yarımadaya giriyor, Kennedy Caddesi boyunca Bakırköy’e kadar inip sahil yolundan Gülhane Parkı’na dönüyor ve Sultanahmet Meydanı’nda bitiriyor. 15,5 kilometrelik yarış Yenikapı’ya kadar aynı hattı paylaşıyor; kurumsal koşu ve halk koşusu ise Barbaros Bulvarı’ndan Dolmabahçe’ye iniyor. Köprü gece üçten, Avrasya Tüneli dahil tüm parkur sabah altıdan itibaren trafiğe kapatıldı. Şehrin en işlek arterlerinin bir sabah boyunca yalnızca koşan bedenlere ayrılması, İstanbul’da kamusal alanın nadiren yaşadığı bir sessizlik anı.
Organizasyonun sahibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Spor İstanbul. Ödül havuzu bu yıl toplam 12 milyon liraya ulaştı; erkek ve kadın birincilere 50’şer bin dolar, Kipchumba’ya rekor için ayrıca 5 bin dolar ödendi. Halk koşusu ve 42K kontenjanları yarıştan günler önce dolmuştu.
Kalabalığın arkasındaki yapı: Koşu kulüpleri
Maratonun katılımcı profilinde son iki yılda gözle görülür bir değişim var. Startta tek başına ısınan koşucuların yerini aynı tişörtü giymiş, aynı fotoğraf karesine girmek için bekleyen gruplar aldı. Bu grupların bir kısmı on yılı aşkın süredir var olan klasik oluşumlar: Bebek’te hafta içi sabah altı buçukta toplanan Hareket Candır!, Kadıköy Runners, Bosphorus Runners, Emirgan Koşu Grubu gibi. Yeni dalga ise farklı bir dil konuşuyor. 2024’te Batuhan Can Güler tarafından kurulan Otto Run Club kendisini bir koşu grubu olarak değil, bir koşu ve yaşam tarzı ekosistemi olarak tanımlıyor; haftalık koşuları kahve buluşmaları, koşu sonrası DJ setleri, yoga ve fonksiyonel antrenmanla birleştiriyor ve yılda 200’ün üzerinde etkinlik düzenliyor. Nike Run Club kültüründen çıkan No Reason Co’nun kurucu ortağı İbrahim Koyun ise kulüpleri “topluluk mühendisliği” diye adlandırıyor: hiyerarşisiz, filtresiz, egosuz bir ortak alan.
Trendin dinamiği belli. Koşu, İstanbul’da kafe ve barın yanına üçüncü bir sosyal mekân üretiyor; üstelik bu mekân sabit bir adres değil, şehrin kendisi. Sahil yolunu, köprüyü, parkı haftada iki kez aynı grupla koşmak kente dair bir aidiyet duygusu kuruyor. Strava ve Instagram’ın görsel disiplini bu aidiyeti hızla çoğaltıyor; doğru ışıkta çekilmiş bir sabah koşusu karesi, bir restoran rezervasyonu kadar statü taşıyor.
Pazar sabahı yeni gece hayatı mı?
Londra, New York ve Paris’te run club’lar birkaç yıldır gece kulüplerinin sosyal işlevini devralmış durumda; tanışma, networking ve markalarla iş birliği aynı rotada ilerliyor. İstanbul bu eğriyi gecikmeli ama hızlı yakalıyor. Spor markalarının mağaza içi koşu buluşmaları, üçüncü dalga kahvecilerin koşu sonrası pazar kahvaltıları ve özel kulüplerin üyelerine sunduğu koşu programları artık standart. Sektörün içinden bazı sesler 2026’nın hype’ın yavaşladığı, gerçek fayda görenlerin kaldığı bir yıl olacağını öngörüyor. Yine de maratonun katılımcı eğrisi aksini söylüyor: Geçen yıl 39 bin civarında olan toplam katılım bu yıl 45 bini aştı.
İstanbul için anlamı
İBB Başkan Vekili Nuri Aslan start öncesinde şehrin 2027 Avrupa Oyunları’na ev sahipliği yapacağını ve 2036 Olimpiyatları için çalıştığını hatırlattı. Büyük organizasyonların şehre yerleşmesi için gereken altyapının bir ayağı stadyumlar ise diğer ayağı günlük hayatın spor etrafında kurulması. Her pazar sabahı Caddebostan’da ya da Bebek’te toplanan birkaç yüz kişilik gruplar bu altyapının en görünmez ama en kalıcı parçası. İstanbul Maratonu’nun bu yıl gösterdiği şey, şehirde koşmanın artık bir performans hedefi olmaktan çıkıp bir yaşam biçimine dönüştüğü. Kipchumba’nın rekoru bir dakikalık bir fark. Kalabalığın arkasındaki değişim ise birkaç yıllık ve kalıcı.
