İstanbul, çağlar boyu dünyanın dört bir yanındaki sanatçıların ilgisini çekmiş, onların hayatlarında ve eserlerinde kendine yer bulmuş büyülü bir şehir. Gelin yolu buralara düşmüş, şehirde izlerini bırakmış ünlü isimler, şimdi İstanbul’a gelseler neler yaparlardı birlikte bakalım. 

agatha

AGATHA CHRISTIE
İstanbul’dan yolu geçen ünlüler denince kuşkusuz akla gelen ilk isim, ünlü İngiliz polisiye yazarı Agatha Christie. Şehrin ve belki de dünyanın en büyük gizemlerinden biri de yine Christie’yi içinde barındırıyor. Beyoğlu’ndaki ünlü Pera Palace Hotel Jumeirah’da konaklayan ve adı İstanbul’la birlikte anılmaya başlanan Christie, 3 Aralık 1926 sabahında, metresinin yanına gitmek için evden ayrılacak olan eşiyle sabah kahvaltısında yaptığı tartışmanın ardından, otomobiline atlayarak evi terk ediyor. Ve 11 gün boyunca ortalıkta görünmeyerek, dünyanın en gizemli kayboluşlarından birine imzasını atıyor. Christie’nin otomobili, kayboluşunun ertesi günü terkedilmiş halde bulunuyor. Sonuçsuz kalan arama çalışmaları sonrasında, ünlü yazar yakınlardaki bir spa merkezinde ortaya çıkıyor. “Strese ve üzüntüye bağlı hafıza kaybı yaşıyorum” diyerek konuyu kapatıyor. 1979’a gelindiğinde, Warner Bros. film şirketi, başrolünde Vanessa Redgrave’in oynayacağı “Agatha” filmi çekimleri öncesi yazarın kayıp 11 gününe ışık tutmak adına, dönemin ünlü medyumu Tamara Rand’e danışıyor. Rand, yapımcıları Christie’nin 20’li yılların sonunda Şark Ekspresi’yle İstanbul’a geldiğinde sık sık kaldığının söylendiği Pera Palace Hotel’e yönlendiriyor. Christie’nin ruhuyla konuştuğunu iddia eden Rand’in talimatlarıyla, yazarın kaldığı 411 numaralı odanın yer tahtaları altında paslı bir anahtar bulunuyor ve Rand bu anahtarın yazarın gizli günlüğünü açacağını ve tüm sırları burada görebileceklerini belirtiyor. Fakat otel yönetimi, anahtarı yapımcılara teslim etmek için 2 milyon dolar gibi bir para talep edince, yapım şirketi eve dönmek zorunda kalıyor. Medyumu otele gönderip, en azından anahtarla temasa geçmesi için başlatılan çalışmalar ise, otelde başlayan grev sebebiyle erteleniyor. Şu an anahtar bir banka kasasında yatıyor, Christie’nin kayıp 11 gününün gizemi ise hâlâ çözülemedi.
Peki, polisiyenin kraliçesi 2016 yılında trene atlayıp yeniden şehrimize gelseydi neler yapardı?
Paris’ten yola çıkıp, Sirkeci İstasyonu’nda duran trenden inince, eğer karnı açsa şimdilerde istasyon içinde hizmet veren Orient Express Restaurant’ı biraz soluklanmak için tercih edebilirdi. Ardından oteline çekilir, yolculuğun stresini atmak için biraz alışverişe çıkardı. Geçtiğimiz ay Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul’da tanıtılan Lug Von Siga’nın “Agatha In Istanbul” koleksiyonunda bulunan ve kendisinden ilham alan tasarımlar mutlaka ilgisini çekerdi. İkinci eşi ünlü arkeolog Sir Max Mallowan’la çıktığı seyahatlerde arkeolojiye merak saran yazar, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ni gezmeye mutlaka bir gün ayırırdı. Gençliğinde klasik müziğe meraklı olan ama utancından hiç sahneye çıkamayan Christie, belki 6 Kasım’da Cemal Reşit Rey’deki Bilkent Senfoni Orkestrası’nı veya 29 Kasım’daki CRR Senfoni Orkestrası konserlerini de büyük bir zevkle izlerdi. Tatlıya bayılan ünlü roman kahramanı Dedektif Poirot gibi o da tatlı yemeyi severdi. Bir sabahını Pera Müzesi’nin daimi koleksiyonundaki ünlü Türk sanat eserlerini görmeye ayırır, Beyoğlu’ndaki İnci Pastanesi ve J’Adore’da mutlaka tatlı bir şeyler atıştırırdı.

1 2 3 4 5 6 7