2013 yazında Gezi olayları başladığında hiçbir şeyin eskisi olmayacağı belliydi. Politik açıdan yeni bir dönem başlıyordu. Peki, Gezi’nin kültür-sanata yansıması nasıl oldu?

İnsanların hemfikir oldukları tek bir şey vardı: Sokak Bienal alınan dönmüştü. 18 ay sonrasında değişimin ne derece köklü olduğunu 2. Tasarım Bienali’nin küratörü Zoë Ryan ie konuşurken bir kez daha fark ediyoruz. Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil”; o halde nasıl?”

tasaribienaligal1

Image 2 of 3

BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR
Gezi Olayları’nın her açıdan bienali etkilediği belli. Ryan’ın bienali yönetme yaklaşımı Gezi’deki birlik olma ruhuyla aynı. Farklı sesleri bir araya getirmek, kolektif yaklaşmak öncelikli hedef. “Tasarımcıların zaten hazırlamış olduğu çalışmalar vardı. Ancak işler değişmişti, birbirimizi pür dikkat dinlememiz gerekiyordu. Ortaya tavrımızı koymalıydık. Hızlı olmalıydık. Başlığımız ve manifestomuz belliydi. Konsepte uygun olabilecek işler üzerinde düşünmemiz gerekiyordu.” Ryan’ın tüm bu görüşmeler sonundaki gözlemleri de bir hayli ilginç. “Türk insanı kendini bir millet gibi görmüyor. Birçok farklı sosyal çevreden gelmiş ve bir yerde toplanmış topluluk olarak görüyor. Türk olma fikrine bağlılar ancak geçmişlerini ve köklerine de bağlılar. Bu yüzden sizi daha sofistike olarak görüyorum. Geçmişinize saygı duyuyorsunuz.”

NEREYE GİDİYORUZ?
Bienal’e göre gelecek artık eskisi gibi değil. Peki Ryan’a göre “gelecek” şimdi ve bugün ne? “Şu anda sadece iki buçuk hafta sonra başlayacak bienale odaklanmış durumdayım. Sonrasında neler değişeceğini göreceğiz. Şaka bir yana söz konusu zamanlama ve yaşadığımız mekân olunca bizim için çok fazla şey ifade ediyor. Bienale seçtiğimiz projeler de bunu yansıtıyor çünkü her biri ortaya belirli bir bakış açısı koysun istedik. Gelecek; bireysel ve kolektif düzeylerde çok daha farklı şeyler ifade ediyor. Ancak insanların zihninde genelde duygusal çağırışımlar yapıyor. Yüzümüzü geleceğe çevirirken geçmişe de bakıyoruz. Nereye gittiğimizi bilmek için nereden geldiğimizi ve nerede olduğumuzu iyi bilmemiz lazım. Hayatta kalmak gibi bir şey bu... Bienaller içinde bulundukları zaman ve mekân hakkında çok şey söyler.”

KADER VE GELECEK
2. Tasarım Bienali’nin başlığı Fransız şair ve filozof Paul Valéry’nin Kader ve Edebiyat adlı eserinden. Okurken dahi şiirsel gelmesindeki ana neden de bu. “Bienali tarihin kritik bir döneminde düzenliyoruz. Seçtiğiniz başlık değişik şeyler hayal etmenizi sağlamalı. Hayal kurarken de sorgulamaktan geri kalmamalısınız. Konu aynı zamanda herkesin üzerine kafa yorduğu bir konsept. Sorunun cevabını düşünmek için tasarımcı ya da mimar olmak zorunda değilsiniz. Ancak istediğimiz şey ‘Hımm; bu konu hakkında daha önce hiç böyle düşünmemiştik’ demeniz.”
Ryan başlığın ardındaki konseptin, daha fazla duyularımız hakkında olduğunu söylerken oldukça haklı. Gelecekte merak uyandırıcı bir şeyler var, gizem var. Ve bu gizem kimi zaman korku duygumuzu da (en azından benim) harekete geçiriyor. Zoë Ryan ise elbette farklı bir açıdan yaklaşıyor. “Başlığı iki yönden okuyabiliriz. Geleceğe artık eski karanlık günlerde olduğu gibi bakmıyoruz. Harika diye niteleyebileceğimiz günler bizi bekliyor.” Ya da “Gelecek eğer eskisi gibi değilse o halde biz nereye gidiyoruz? Bizi nasıl günler bekliyor?” Sonuç olarak Zoë Ryan benim aksime olaya daha pozitif açıdan bakmakta fayda görüyor. “Yüzyılın başında her şey daha ütopik ve vahşiydi. Ancak bugün artık kör bir ütopyada yaşamıyoruz. Distopoyaların da farkındayız. Günümüzde artık herhangi bir obje ya da binanın kendisi bir tasarım manifestosu. Bienali gezerken bunu fark edeceksiniz. Ve en fazla ‘Ya böyle olmasaydı?..’ diye sorarken bulacaksınız kendinizi.”