İstanbul Modern’de Canlı Müzikli Sinema Şöleni
Erken Sinemanın Renkleri ve Ritimleri Yeniden Canlanıyor
Sinema, sesini kazanmadan önce görüntünün, ışığın ve gölgenin saf gücüyle hikâyelerini anlatırdı. İstanbul Modern Sinema’nın bu yılki “Sessiz Film Günleri”, bu saf gücü canlı müzik performanslarıyla taçlandırıyor. 1918’den 1930’ların başına uzanan 13 filmlik bu seçki, izleyiciyi sadece siyah-beyaz bir dünyaya değil; erken dönem “stencil” (şablon) renklendirme tekniklerinin el emeği, göz nuru canlılığına davet ediyor. Program, sinemanın bir endüstriye dönüşmeden önceki o saf, deneysel ve cesur ruhunu İstanbul’un kalbine taşıyor.
Muhsin Ertuğrul’dan Ukrayna Arşivlerine: “Tamilla”nın Dönüşü
Haftanın kuşkusuz en heyecan verici anlarından biri, Türk sinemasının kurucu ismi Muhsin Ertuğrul’un 1924 yılında Ukrayna’da çektiği ve uzun yıllar kayıp sanılan “Tamilla” filminin gösterimi olacak. Cezayir’in sömürge döneminde bir kadının dramını ele alan film, 92 yıl sonra gün yüzüne çıkan en uzun versiyonuyla ilk kez izleyici karşısına çıkıyor. Akademisyen Ahmet Gürata’nın sunumuyla gerçekleşecek bu gösterim, sinema tarihimiz için adeta bir iade-i itibar niteliği taşıyor.
Avangart Düşler ve Mimari Senfoniler
Programın estetik zirvelerini ise iki dev yapıt tutuyor. Dziga Vertov’un kardeşi Mikhail Kaufman’ın Kiev’i bir şiir gibi işlediği “Baharda” (Vesnoi, 1929), kentin uyanışını mekanik değil, insani bir “sine-göz” ile takip ediyor. Öte yandan, Brezilyalı genç dâhi Mário Peixoto’nun sadece 22 yaşındayken imza attığı “Limite” (1931), sinemanın doğrusal anlatıyı reddedip nasıl bir düşünme alanına dönüşebileceğini kanıtlayan, sinema tarihinin en sarsıcı avangart örneklerinden biri olarak perdede devleşecek.
Canlı Performanslar: Görüntüye Nefes Olan Notalar
Sessiz filmler, piyanist Andrea Goretti, Ekin Fil, Kornelia Binicewicz ve Komos grubu gibi değerli sanatçıların canlı performanslarıyla “sessizliğini” bozacak. Müziğin filmin ritmiyle anlık olarak girdiği bu diyalog, her gösterimi biricik ve tekrar edilemez bir performans sanatına dönüştürüyor. Özellikle sualtı sahneleriyle teknik sınırları zorlayan “Beyaz Fundalık” ve üç yıl süren el boyamasıyla renklendirilen “Cyrano de Bergerac”, müziğin eşliğiyle izleyiciyi hipnotik bir atmosferin içine çekecek.
Program, İran Yeni Dalgası’nın kurucu filmi “Postacı” (1972) ile modern sinemaya bir selam göndererek, sinemanın evrimsel sürecini tek bir çatı altında birleştiriyor.
