Mithat Şen ve Selvinin Dikey Dürtüsü: “Yeryüzü Gökyüzü”
Türk çağdaş sanatının en kendine özgü sistem kurucularından biri olan Mithat Şen, Galeri Bosfor’da izleyiciyle buluşan “Yeryüzü Gökyüzü” sergisiyle, kırk yıllık sanat yolculuğunda yeni ve çarpıcı bir parantez açıyor. Şen, kariyeri boyunca bedeni parçalara ayırıp birimlere, o birimleri ise istiflere dönüştürerek kendine ait bir evren kurmuştu. Ancak bu kez, bu köklü sistemin içine ilk kez tek bir doğa formu sızıyor: Selvi.
Selvi, bu coğrafyanın hafızasında sadece bir ağaç değildir; o, Osmanlı şiirinde sevgilinin endamıdır, İstanbul’un mezarlıklarında ölümün değil, ölümün ötesindeki o sonsuz sürekliliğin sessiz nöbetçisidir. Mithat Şen, selviyi parşömen üzerine aktarırken onu sadece “resmetmekle” yetinmiyor. Sanatçı, ağacın formunu kendi diline tercüme ediyor. Selvi, Şen’in sistemine girdiği an bir ağaç olmaktan çıkıp bir “ilke” haline geliyor: Toprağın derinliklerine kök salmışken, başını yukarıya, görülmeyene, gökyüzüne uzatma ilkesi.
Sergideki eserler, sanatçının uzun yıllardır geliştirdiği parşömen ve özgün malzeme kullanımıyla, selvinin yukarıya doğru olan büyüme dürtüsünü adeta bir yaşam enerjisi olarak sunuyor. Mithat Şen’in önceki serilerinde bedeni şemalaştıran o analitik zekası, burada selvinin dikey hattında birleşiyor. Selvi, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki o ince ve zarif köprü olarak karşımıza çıkarken, sanatçının kurduğu “âlem” bu formla birlikte daha spiritüel ve ontolojik bir derinlik kazanıyor. Bu sergi, doğanın yasalarını tasvir etmekten ziyade, o yasaları kağıt ve parşömen üzerinde yeniden yaşatan, bu toprağa tam olarak köklenmiş ama gözü daima yükseklerde olan bir ruh halinin yansıması.
