Çağdaş sanatın özgün, güçlü ve şiirsel sesi, düşünür-sanatçı Jale İris Gökçe, yeni resim sergisi Kendilik / Self ile izleyiciyi benliğin katmanlarında sezgisel bir yolculuğa davet ediyor. 14 Mart 2026 tarihine kadar Anadoluhisarı Hermes Art Galler y’de görülebilecek Kendilik / Self, yalnızca bir resim sergisi değil; öznenin imkânı üzerine kurulan görsel bir düşünce alanı… Sergi, çağdaş sanat bağlamında Kendilik kavramının nasıl kurulduğu, nasıl dağıldığı ve nasıl yeniden kurulduğu sorularını resim aracılığıyla tartışmaya açıyor.
Kendilik Araştırmacısı Gökçe (Angel Rainbow), bu sergiyle, sanatın ontolojik köklerine yaslanarak bir kendilik etiği inşa etmekte. Görünenin arkasındaki hakikati arayan disiplinlerarası yaklaşımı ile, Türk çağdaş sanatında uzun yıllar bilinçli bir sessizlikle özellikle çağdaş sanat teorisi ve estetiği üzerine düşünen, yazan ama bir o kadar da kendini gizleyen sanatçının mütevazı ve dingin dünyasına eşlik edenler, sanat piyasasının gürültülü ve pragmatik yapısıyla da karşıtlıklar barındıran bir sergiye tanıklık etti.
Serginin açılış tarihinin 14 Şubat olarak seçilmesinin bir rastlantı değil, bilinçli bir duruş olduğunu anlıyoruz. Gökçe, küresel kapitalist kültürün romantik klişelerine karşı; izleyiciyi kadim bilgeliğin, ‘Gnothi Seauton’ veya Yunus Emre’nin ‘İlim, ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir’ düsturunun derinliğine davet ediyor. Kadim bilgeliğin bu modern sesi; Jale İris GÖKÇE sanatın metalaştığı bir çağda, onun kutsal ve düşünsel köklerine bir dönüş çağrısı yapıyor. “14 Şubat 2026’da popüler kültüre fenomenolojik bir itiraz bu sergi” diyor zaten kendisi.
Eserlerinde kendilik, bireyin iç deneyimi ile evrensel bilinç arasında bir geçiş noktası olarak işlenir. Renk, biçim ve semboller, ruh hâlleri ve kimlik parçalarının metaforik dili olarak kullanılır. Jale İris Gökçe ile Kendilik / Self sergisi üzerine mini bir röportaj gerçekleştirdik:
Hemen tüm sergilerinizin ve çalışmalarınızın odak noktasında olan Kendilik / Self sanat yolculuğunuzun neresind e? Ve bu serginiz üzerine ne söyleyebilirsiniz?
Kendilik, benim için bir keşif veya tamamlanacak bir hedef değil; bir deneyim ve fark ediş hâlidir. Bu sergide de anlatmak istediğim, kimliklerimizin ve sosyal rollerimizin gürültüsünden sıyrılıp, kendimden yola çıkarak içinde yaşadığım toplum ve dünya ile bir hakikat ilişkisi kurmanın imkanlarını araştırmak. Türkiye’de sanat pratiği çoğunlukla dışavurum ve estetik üzerinden konuşuluyor; oysa benim için sanat, aynı zamanda düşünsel bir alandır. Hatta temeldir. Bu sergi, hem görsel hem de zihinsel bir deneyim yaratmayı amaçlıyor.
Kendilik, sanat ve düşünce ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?
Sıklıkla tekrarladığım bir şey var: Sanat, sadece kendini ifade etmenin biçimi değil; aynı zamanda bir düşünme aracı. Görsel olanın ötesinde. İnsanın varoluşsal sorularına, kendi kendisiyle kurduğu ilişkiye dokunmak. Bu açıdan Türkiye’de sanat pr atiğine katılımım, sadece estetik üretimle sınırlı değil kuşkusuz. Sanat bir sorumluluk, bir çağrı olabilir; düşünmek, sorgulamak ve izleyiciyi de didaktik basmakalıplara sıkıştırmadan düşünmeye davet etmek. Bu sanatçı sorumluluğun da bir parçası.
Sayın Gökçe bu sergide Kendilik / Self bir arayışın sonucu mu, yoksa bir hatırlamanın izleri mi?
Aslında bir arayıştan çok, bir durma hâli. Kendiliği aradığımızda çoğu zaman onu daha da uzağa koyuyoruz. Bu sergi, aramayı bırakıp hatırlamaya alan açma ihtiyacından doğdu. Kendilik benim için bulunacak bir şey değil; zaten hep orada olan ama gürültü yüzünden duyamadığımız bir sessizlik. Resimlerimde de bu derin sessizlik sizi çağırabilir dikkat edin.
Türkiye’deki sanat pratiği açısından kendinizi konumlandırdığınız yer…
Türkiye’de günümüz sanat ortamı hızlı, çoğu zaman pragmatik ve ticarileşmeye odaklı. B enim pratiğim, az önce belirttiğim gibi, sanatın aynı zamanda düşünsel bir alan olduğunu göstermek. Sanatın estetik olduğu kadar eleştirel, yani etik boyutunu da bir araya getirmek. Yani sadece görsel değil, aynı zamanda kavramsal ve felsefi bir tartışma alanı yaratabilmek.
Söylemlerinizde ‘kendilik etiği’ ve ‘kendilik bilinci’ kavramlarının sürekli vurgulandığını görüyoruz. Bir sanatçının, yapıtından ziyade kendi oluşu üzerine bu denli titizlenmesi, günümüz sanat dünyası için sizce ne anlam ifade ediyor?
Evet, bu kavramları sürekli vurguluyorum; çünkü hakikate giden yolda bunların bir zorunluluk olduğuna inanıyorum. Kendilik bilinci, bireyin kendi karanlığıyla ve aydınlığıyla kurduğu o tavizsiz dürüstlük anı; ışığın prizmadan geçmeden önceki o saf halini arama kararlılılığı. Kendilik etiği ise, bu bilinci bir yaşam pratiğine dönüştürme. Sanatçı, önce kendi varoluşunu bi r sanat eserine dönüştürmekle yükümlü kanımca. Eğer sanatçı kendi ‘kendilik etiğini’ oluşturmamışsa, ürettiği eser sadece dışsal bir kabuktan ibaret kalır. Ben, eserlerimde izleyiciye bitmiş bir ürün değil, bir oluş süreci sunuyorum. Bu saplantılı odaklanma, aslında günümüzün savrulan, parçalanmış ve dış dünyaya bağımlı hale getirilmiş benliklerine karşı bir direniş kalesi. Benim için Kendilik/Self meselesi bir tema değil, hayatın ve sanatın tek meşru zemini.
Kendilik / Self sergisinde ‘Angel Rainbow’ kimliği, sembolizmi nasıl bir rol oynuyor?
Angel Rainbow benim için bir metafor ve bir bilinç hâli. Kendiliğin farklı katmanlarını göstermek, parçalanmış, tekil/çoğul yanlarımızla yüzleşmek için bir araç. Türkiye’deki sanat ortamında bu tür kavramsal ve sembolik araçlarla düşünce üretmek çok da alışılageldik bir yönelim değil. Zaten en büyük sıkıntı da burada. Eskiden sıkça rastladığımız karşılaşmalar çok az. Bu motivasyonu azaltsa da nihayetinde bir ‘kendilik araştırmacısının’ bununla baş etme pratiği de geliştirmiş olabileceği gözardı edilmemeli:) Veya hafife alınmamalı diye düşünürüm…
Gelecek kuşak sanatçılara mesajınız nedir?
Çetrefilli soru! Heraklitos’a falan gitmeye gerek yok! Biz kimiz? “Yokluktan” haykıran zavallılar değil miyiz? Şanslıysak yankılandığında sesimiz, birileri bizi duyar. Yoksa “Bak bu deneyimi yaşadım! Ve şu şu kestirme yolları katederek geldiğim bu uzun hayat yolculuğunda sakın ha dediklerimden sapma!” demek kendini arayan veya aramayan özgür bireyler üzerinde hakimiyet kurma isteğidir ki bundan her zaman kaçınmışımdır! Hayat bize uymayabilir çünkü. Bu tür gelecek tahakkümünü gereksiz ve akıldışı bulurum. Dahası bunu kültür-sanatın konfor alanından avaz avaz haykırmak da ayrı bir ironi! Her su kendi yatağ� �nı bulup aktığına göre, sanat sadece üretim değil, düşünsel sorumluluktur yani. İlle de bir tavsiye isteniyor ise de, genç sanatçılara söyleyeceğim şey; üretirken sadece görünüşe odaklanmamaları; deneyimlerini, toplumsal, felsefi, estetik katmanları bir entelektüel olarak küresel bağlamda bir araya getirirken, kendi özgün düşünsel ses ve sorgulama alanlarını koruyabilmeleri. Benim pratiğim bu. Cesaretlendirmek üzerine kurulu:) Her ne olursa olsun!
Kendilik / Self sergisi izleyiciye ne bırakmalı sizce?
Bir önceki yanıt yine geçerli. Geçici bir alan, bir duraklama, bir sessizlik. Sanat, burada bir yargı ya da sonuç sunmuyor; sadece bir çağrı yapıyor: “Kendi yolculuğunuzda durun, görün ve hatırlayın!” Bir süre en azından…
