Kesmeyen Bıçakların Sessiz Çığlığı: Emre Baloğlu ve “Non Sequitur”
Modern dünya bizi sürekli bir “performans” ve “fayda” sarmalına hapsediyor. Yaptığımız her şeyin bir işlevi, her adımımızın bir getirisi olması bekleniyor. İşte tam da bu noktada Emre Baloğlu, Metrohan’ın tarihi odalarından birinde, geleneksel zanaatın en keskin sembolü olan bıçağı alıyor ve onun en temel varlık sebebini; yani “kesme” ve “zarar verme” yetisini elinden alıyor.
“Non Sequitur” serisi, 40 farklı eserden oluşan bir “yapmamayı tercih etme” manifestosu.
“Kağıttan Kaplanlar” ve Zararsızlığın Gücü
Bir bıçağın değeri normal şartlarda çeliğinin sertliği ve ağzının keskinliğiyle ölçülür. Baloğlu’nun bıçakları ise bu ölçütleri bilinçli bir reddedişle karşılıyor. Görünüşte birer savaşçı, birer silah gibi duran bu eserler, aslında “kağıttan kaplanlar” gibi konumlanıyor. Onlar öldürmeyi, yaralamayı ve parçalamayı reddediyorlar. Sanatçı, bu savunmasızlık tercihiyle aslında en büyük gücün, zarar verme imkânına sahipken bunu kullanmamak olduğunu hatırlatıyor.
Başarı Takıntısına Karşı Bir “Hata” Alanı
Geleneksel zanaat kurallarına göre işlevini yerine getirmeyen her nesne “hatalı” veya “kusurlu” kabul edilir. Ancak Baloğlu için bu hata, bir özgürlük alanı. Başarının sadece “yapabildiklerimizle” değil, “yapmadıklarımızla” da ölçülebileceği fikri, günümüzün sonuç odaklı toplumuna sert bir eleştiri niteliğinde. Bu bıçaklar kimseyi takip etmiyor, bir yarışa girmiyor ve standartlara uymuyor. Onlar deride yaralar açmak için değil, zihinlerde kalıcı izler bırakmak için oradalar.
Milano’dan İstanbul’a: Çok Yönlü Bir Sanatçı Portresi
Emre Baloğlu’nun bu derinlikli yaklaşımının arkasında, Milano’nun (NABA) tasarım disiplini ve dünyaca ünlü moda devleri (Dior, Bulgari, Vogue) için yaptığı ses tasarımlarının ritmi yatıyor. Sesin soyut dünyasından metalin somut ve soğuk dünyasına geçen sanatçı, Atölye 20’deki üretimiyle zanaat ile kavramsal sanatı “hata” payında kusursuzca buluşturuyor.
