Çocukluğundan bu yana insan figürleri çizen Sait Mingü, resimlerinde insana ait birçok anı, güçlü ifadelerle yansıtmayı başarıyor. 

SAİT MİNGÜ KİMDİR?
1977 yılında İstanbul’da doğan Sait Mingü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde üniversite eğitimini almış. 2001-2006 yılları arasında Güzel Sanatlar/Saatchi&Saatchi reklam ajansında sanat yönetmeni olarak çalışmış. 2006 yılından bu yana atölyesinde sanat çalışmalarını sürdürüp, yurt içi ve yurt dışında sergiler açıyor. Mingü 2014 yılında Londra Royal Academy Yaz Sergisi’ndeki eseriyle En İyi Desen Ödülü’ne layık görülmüştü.

 

Resmederken çıkış noktanız nedir?
Eğer sergiye hazırlanmıyorsam, günlük eskizler ve karalamalarla idman yapar, notlar ve fikirler biriktiririm. Sergi zamanları ise bu birikim sürecini bir süzgeçten geçirip bir konuya odaklanır ve resimlerimi o konu çevresinde oluştururum.

Eserlerinizin genelinde figürlerin bir anını yakalıyoruz. Özellikle akrilikle çalıştığınız resimlerdeki figürlerin duruşu bana fotoğraf karelerini anımsatıyor. Bu fikrime katılıyor musunuz?
Doğrudur, günümüzde çoğu disiplin, teknolojinin de yardımıyla birbiriyle iç içe geçti, etkileşim çoğaldı. Sinema, çizgi roman, fotoğraf… Bütün bu sanatlar beni besliyor.

Anı ve andaki ifadeyi yakalamak (özellikle resimde) zor bir mesele. Bunun sizin için önemini (felsefi ve psikolojik açıdan) açıklayabilir misiniz?
Figüratif çalışan bir ressam olduğum için benim için insan ifadeleri, hareketleri ve duyguları çok önemli. Eserlerimde de izleyiciye bunu hissettirebiliyorsam mutlu oluyorum. Benim için önemli bir anı dondurup kompozisyonunu kurup öncesini ve sonrasını izleyicinin hayal gücüne ve zihnine bırakıyorum. Çocukluğumdan beri insan çizdiğim için belki bir kısmına içgüdü ile karar veriyorum, zaten güzel olan tarafı da bu.

Dijital eserlerinizde film karelerinden ya da karakterlerinden ilham aldığınızı görüyoruz. Yine aynı seri içinde rüya görüntülerini çağrıştıran eserler var. Bir görsele bakıp ona hikâye yazabilirim. Özellikle bu seriyle ilgili ne gibi yorumlar alıyorsunuz?
Dijital eserlerim, aslında benim neredeyse Mimar Sinan’da klasik resim öğrenimim sıralarında denemeler yapmaya başladığım bir alanın ürünleri. Ancak bu tekniğin dolayısıyla bu teknikle yarattığım eserlerin olgunlaşıp sergilerimde yer almaya başlaması uzun bir zaman aldı. İlk olarak 2012’deki kişisel sergimde bir bölüm ayırıp izleyicilerle paylaşmaya başlamıştım. Çok güzel tepkiler aldım ve bu benim için itici güç oldu. Klasik suluboya ve tuval üzerine akrilik işlerimin yanına koyabileceğim üçüncü bir tekniğim vardı artık. Bu eserlerim sonraki sergilerimde gitgide daha çok yer kaplamaya başladı ve şimdi alanın tamamını ele geçirdi diyebilirim. Bütün teknikler birbirinden besleniyor dolayısıyla birden fazla teknikle çalışmak bir sanatçı için her zaman nefes aldırıcı ve zihin açıcı oluyor.

Yakın bir zamanda Türkiye’de serginiz olacak mı?
Geçtiğimiz seneyi çok yoğun geçirdim, Mart ayında ABD’de, galerim Alan İstanbul’un bir karma sergisi oldu. Viyana’daki kişisel sergim devam ediyor. Galerimle hayata geçirilmeyi bekleyen projelerimiz var ancak tarihleri henüz kesinleşmedi.

Günümüz dünyasında, insan ilişkilerinde öne çıkan duygular size göre hangileri?
Teşhircilik ve “ben buradayım”, “beni de fark edin” çabası.