Ready, set, hut! Bu kelimeler dizisi size bir anlam ifade etmiyor olabilir fakat benim için henüz bir ayını dolduran bir tecrübenin özeti. Üç senedir kendimi zorlayıp da bir türlü hayatıma tekrar sokamadığım spor, bu sefer çok farklı bir klvarda bana geri döndü; Flag Football yani bayrak futbolu olarak…

 

1

Image 1 of 5

Bundan bir-iki ay önce uzun zamandır görmediğim yakın arkadaşlarımdan biriyle buluşmaya gittim. Evli ve aynı zamanda çalışan bir kadın olan arkadaşım daha önce hiç görmediğim bir enerjiyle karşıladı, beni. “Olay nedir? Hemen anlat” dedim. Hiç uzatmadan konuya girdi.
Bayrak futbolu, Türkiye’de temelleri yeni yeni atılmaya başlanmış bir Amerikan sporu... Aklınızda daha kolay canlandırmanız için Amerikan futbolunun daha “nazik” bir türü olarak tanımlayabiliriz. Kask yok, omuzluklar yok, daha doğrusu üstünüze atlamak için peşinizden devasa adımlar atan insanlar yok! Sahada biri hücum, biri de savunma olmak üzere 5’e 5 ya da 7’ye 7 iki takım bulunuyor. Siz ve rakibiniz, belinize bağlanmış olan bayraklarla karşı karşıya geliyorsunuz. Hücum tarafındaysanız hedefiniz, Quarter Back’in (QB: Oyun Kurucu) verdiği taktiksel koşu rotalarını uygulayarak, 45 yardalık (1 yarda=0.9 metre) alanda QB’nin atacağı ya da vereceği topu tutmak ve belinizdeki bayrakların çekilmesine izin vermeden “touchdown”a ulaşmak. Eğer savunma dâhilinde oynuyorsanız, gelen topun Wide Receiver’a (top tutucu) ulaşmasını engellemek ya da toplu hücum oyuncusunun bayrağını çekmek göreviniz oluyor. Sorumluluk büyük, mücadele fazla… Ben bu heyecanı, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 2013 yılında kurulan bayrak futbol takımı İTÜ Hornets’ta yaşıyorum. Sahaya çıktığınız vakit “ben” yok oluyor, tamamen “biz” oluyorsunuz. İşin sırrı; takım olarak çalışıp, stratejinizi belirlemek ve uygun rotayı çizmek. Hedefse, touchdown çizgisini geçip sayı yapmak.

Yazı: Selen Meçoğlu