Warning: Declaration of WPDI_Plugin_Installer_Skin::feedback($string) should be compatible with WP_Upgrader_Skin::feedback($string, ...$args) in /home/trends/public_html/wp-content/plugins/classic-editor-addon/vendor/afragen/wp-dependency-installer/wp-dependency-installer.php on line 526
POLİSLERİN CEHENNEMİ: BASKIN | TrendSetter İstanbul

Kendine has tarzı ve kısa filmleriyle hatırı sayılır bir hayran kitlesi edinen Can Evrenol’un ilk uzun metrajı “Baskın” sansürsüz versiyonuyla vizyonda! Dünya galasını Toronto Film Festivali’nde yapıp ses getiren film, sırasıyla Fantastic Fest ve Sitges gibi dünya festivallerini de gezdi. Fil hep aynı türde ilerleyen Türkiye korku sinemasına yeni bir soluk getireceğe benziyor.

can-evrenol-g1

New York Film Academy’de aldığın teknik eğitim sırasında ilk filmini çekmeden önce İngiltere’de de sinema üzerine teorik bir eğitim almışsın. Eline kamera almadan önce sinemaya teorik açıdan yaklaşmak ve incelemek yaratım sürecini nasıl etkiledi?
İngiltere’de teorik sinema ve sanat tarihi okurken “yönetmen olacağım” gibi kesin bir amacım yoktu. “Eleştirmenlik yapar mıyım acaba?”, “Para kazanmak için kesin başka bir şey yaparım” gibi düşüncelere sahiptim. NYFA’den sonra İstanbul’a dönünce kendi kendime çektiğim kısa film “Sandık”ın ardından yavaş yavaş uzun metraj hayali kurmaya başladım.

Yolculuğuna kısa film olarak başlayıp oldukça başarılı olan “Baskın”ın fikir ve uzun metraja dönüşme sürecinden, ilham kaynaklarından bahsedebilir misin?
NYFA’e sadece denemek için iki aylığına gitmiştim. Orada kısa film çekmekten büyük bir keyif aldığımı anladım. Set düzenlemesinden oyuncu seçimine, ses dizaynından montajına, her safhasını çok sevdim işin. Ortaokuldan beri çok sevdiğim “Vidalar” diye Sulhi Dölek’in bir kısa hikâyesini uyarladım kendimce. Dönünce önüme gelen kısa film festivaline yolladım filmi. Mithat Alam’da “Yılın En İyi 10 Kısası”na seçildi. O gazla bir tane de kendi başıma tamamen saçmalayabileceğim çok uçuk bir şey yapayım dedim. O zamanlar Slayer, Fulci, Lovecraft vardı hayatımda. Ortaya “Sandık” çıktı. Sonra bir tane daha, bir tane daha derken, yurt dışındaki korku filmi festivallerini keşfettim. Kısa filmlerimle gezmeye başladım. 2010 senesinde kısa filmim “To My Mother and Father”ı Sitges Film Festivali’nde Reha Erdem’e göstermemle birlikte Atlantik Film yolculuğum başlamış oldu. Reklam çekmeye başladım. İlk çektiğim Yemeksepeti reklamı, kendi dalında Kristal Elma aldı. Daha sonraki süreçte reklam setlerinde tanıştığım arkadaşlarımdan bir ekip kurup, Baskın’ın kısasını çektik. Yurt dışında 40’a yakın festivalde gösterildi sanırım. Ondan sonra oluşan ilgi ve beklentiyle uzun metrajı çekebildik.

1 2 3 4