Babası bir zamanlar açık deniz kaptanı olan ve çocukluğu babasıyla birlikte uzun deniz yolculuklarında geçen Delal Arya’nın sıra dışı yaşamından izler taşıyan “Yedi Denizlerde”de macera hız kesmeden devam ediyor! Sevilen dizinin üçüncü kitabı “Kükreyen Kırklar”ın yayımlanmasının ardından Arya’ya merak ettiklerimizi sorduk.

profil-g

Çocukluğu açık denizlerde geçmiş bir yazar olarak denizle olan ilişkinizden bahsedebilir misiniz? Bu ilişki sizi bugünlere nasıl hazırladı?
Çocukluğu denizde geçen biri olarak sonradan kendimi karaya vurmuş bir kazazede gibi hissettim hep. Üstüne bir de astım olunca uzun aralıklarla evden çıkamaz olmuştum. Kanatlarını açıp peşimde dolaşan bir papağanla salonun köşesinde duran Hindistan cevizi ağacının altına yatar, saçlarıma tavus kuşu tüyleri bağlar ve mango konserveleri içip ıssız bir adaya düştüğümü hayal ederdim. Yazarlık kolay şey değil. Hep yalnız olmak, dış dünyadan kopmak gerçekten de ıssız bir adaya düşmeye benziyor. Deniz benim hayal gücümü ve karakterimi güçlendirdi. Karaysa bana yeni dünyalar kurgulama ve bunları kâğıtlara dökme cesareti kazandırdı.

Babanızla dünyayı gezerken unutamadığınız bir anınız var mı?
Unutamadığım çok anı var. Fırtına yüzünden ranzadan düşmem, sokaklarda kaybolmam, liman barlarında babamı beklemem… Fakat en sevdiğim seyahat Alev MV gemisiyle yaptığım İskenderiye-Pire-Selanik seyahatiydi. Kahire’de piramitleri ve mumyaları görmüş, babamın Cola şişesinde şarap içtiğine şahit olmuş, bir Mısırlı’nın geleneksel eşarbını taktığı için ablamın saçlarına dadanan devasa bitleri temizlemiş ve onu 50 deve karşılığında satın almak isteyen adamdan kurtarmıştık. Alev MV gemisi ve içindeki Doldol Kadir, FışFış Ali, Telsizci Halit gibi kahramanları kitaplarıma da koydum. O gemide benim de bir lakabım olmuştu: Kahküllü Delal.

Gerçekten o deniz yolculuklarında yanınızda bir maymun ve papağanınız var mıydı? Rüya gibi…
Papağan Gevro gemiye geldiğinde tüyü bitmemiş bir bebekti. Babam onu Nijerya’daki bir köyden almıştı. Maymun Anto gemiye Benin’in Cotonou limanında katıldı. Pilotların korkulu rüyası oldu kısa zamanda. Yağlı, boyalı elleriyle üzerlerine atlar ve bembeyaz gömleklerinde el izleri bırakırdı.

Çocuklar için macera kitapları yazmaya nasıl karar verdiniz?
Macera yaşayamamaya başladığımda… Gerçekten bir gün eğer bu kadar sıradan bir hayatım olacaksa ben de oturur bunları yazarım demiştim. Tabii bu çok önceydi. Okula gidiyordum ve tek istediğim oradan kurtulmaktı. Sonradan bu küçük rahibe okulunun içinde gizli geçitler ve labirenti andıran koridorlar olduğunu keşfetmiştim. Böylece yaşadığım yerleri merak etmeye başladım. Bu şehrin, sırlar ve gizemlerin yıldız gibi parıldadığı kapkaranlık bir yer olması, beni hem dehşete düşürdü hem de o büyük heyecanla hayal gücümde havai fişekler patlattı.

Bugüne kadar pek çok kitap kaleme aldınız? Bize bunlardan biraz bahseder misiniz? İçinde yaratım süreciyle sizi en fazla etkileyeni hangisiydi?
Kaleme aldığım iki seri kitabım var. Biri şu anda son kitabını yazdığım “Pera Günlükleri”, öteki ise üçüncü kitabı çıkan “Yedi Denizlerde”. “Pera Günlükleri” Venedik’ten İstanbul’a gelen ikiz kardeşlerin, Lusin ve Ran Eltanin’in hikâyesi. İstanbul’da büyük amcalarının sahibi olduğu Pera Palas Oteli’nde kalıyorlar. Burası hem biraz bildiğimiz hem de biraz hayali bir Pera Palas. Odaları eskiden burada kalmış ünlü insanların sırlarıyla kaplı, tozlu ve karanlık bir yer. “Pera Günlükleri” İstanbul’un ve Galata’nın gizemlerini konu alıyor. “Yedi Denizlerde” ise Shonga gemisinde geçiyor. Kaptanın kızı Renda ve ikinci kaptanın çocukları Palu ve Solin, efsanesi tüm dünyaya yayılan kanatlı bir denizatını arıyorlar. Ekoloji, bu kitabın ana konusu.

“Yedi Denizlerde” serisinin üçüncü kitabı “Kükreyen Kırklar” raflardaki yerini aldı. Bu kitabın gelişim sürecini biraz bizimle paylaşır mısın?
Serinin öteki iki kitabının aksine bu kitabın gelişim süreci bayağı ıstıraplı geçti. İki yaşına yaklaşmış ikiz çocuklarım var. “Kükreyen Kırklar” onlar doğduktan sonra yazdığım ilk kitaptı. Dolayısıyla doğum ve onu takip eden tüm zorluklar ve mutluluklar bu kitaba dahil oldu. Bence ötekilerden çok daha sert, güçlü ve anaç bir tarafı var.

Kitapta Piri Reis’in haritasında yepyeni bir rota izliyor, yarattığınız kahramanlarla maceradan maceraya koşuyorsunuz? Yeni kitapta okurları neler bekliyor? Bize ne gibi ipuçları verebilirsiniz?
“Yedi Denizlerde” serisi uzak ve soğuk bir okyanusta kendi başına duran, ıssız ve içinde tarih öncesinden kalma hayvan iskeletlerinin göründüğü bir takımadayı hatırlatıyor bana. Sert rüzgarlar esiyor, dalgalar kayalıkları yalıyor. Belki o kadar ıssız değil, belki bir kaç kişi yaşıyor o adada; birileri kıyıda bir viski damıtım evi kurmuş, martılar lastik botları olan çocukların koştuğu iskelede çığlıklar atıyor. “Yedi Denizlerde” böyle bir seri. Beni bu dünyadan uzaklaştırıyor ve öteki dünyaya; daha yabani ve güçlü olana yakın kılıyor. “Kükreyen Kırklar”ın rotası da böyle denizlerden geçiyor. Çocukları Güney Okyanusu’ndaki Kerguelen Adasın’da büyük bir sürpriz bekliyor. Burada buldukları ipuçları onları önce Hint Okyanusu’ndaki Sokotra adasına, sonra da bir gözyaşı damlası gibi duran Sri Lanka’ya sürüklüyor. Adalar… En ıssızından, en garip görünüşlüsüne ve en çok mikro iklime sahip olanına kadar bu kitapta büyük rol oynuyor.

İstanbul kitaplarına nasıl bir ilham kaynağı oluyor?
Merak ve keşfetme duygusu bende hep vardı. Fakat açılmamış küt bir kalem olduğunu düşünelim, İstanbul bir kalemtıraş gibi bu kalemi açtı ve iyice sivriltti. Keşfetmek bu dünyadaki en değerli şey bence. “Pera Günlükleri” bu keşfetme duygusuyla yazıldı. Tüm kitap İstanbul’un aslında dünyanın en eski şehri olduğu ve altında büyük bir sır yattığıyla alakalı.