ramazan-2

RAMAZAN BAYRAKOĞLU
İşlerinizde saten ve pleksiglas gibi farklı materyaller kullanmayı tercih ediyorsunuz. Bunun sebebi nedir?
İlk kumaş resimlerim hazır saten ile yapılmıştı fakat mevcut renk olasılıklarıyla bu işi sürdürmek mümkün olmadığı için kumaşları kendim boyamaya başladım. Elimde bunun için hazır bir renk kartelası yok, her resim için kumaşlar özel olarak tek tek boyanmak zorunda. Her iki tekniğin de evrimi tamamlanmış değil, hâlâ yeni olasılıklar çıkıyor ve olgunlaşma süreci devam ediyor. Bu iki malzeme dışında başka olanakları deneyerek bu noktaya geldiğimi de belirtmem gerek. Klasik yağlıboya tekniği çok keyifli olmasına rağmen, resmin doğasına pek uymayan malzemelerle bir görsellik oluşturmak bana her zaman daha kışkırtıcı gelmiştir. Bir mühendis gibi çalışmak benim sanatçı doğamda var. Yeni olasılıkların yarattığı problemlere çözümler üretmekten keyif alıyorum.

Bu alternatif malzemelerle çalışmaya nasıl başladınız?
İlk kumaş resmimi yaptığımda çok amatörce bir iş çıkarmıştım, fakat daha o ilk resimde bu malzemeyi çok daha etkili bir düzeye taşıyabileceğimi anlamıştım. Dikiş makinesine ve kumaşa yabancı değildim çünkü çocukluk yıllarımda annem, İzmir’deki yerel şarkıcıların sahne kıyafetlerini dikerdi. O zamanlar omuzdan ayaklara kadar inen kadife kıyafetler vardı ve annem bu kıyafetlere cam boncuklarla inanılmaz gösterişli desenler işlerdi. Evin her yeri rengârenk boncuklarla kaplıydı. Hala da severim o küçük boncukları. Çocukken dikiş makinesi benim için büyüleyici bir mekanikti; parlak kromdan mekik yuvasına ve çalışırken çıkardığı sese hayrandım.

İşlerinizde fotoğraflardan da faydalanıyorsunuz…
Resimde fotografik ve sinematografik duyguyu özellikle talep ediyorum. Benim için bir sanat dilinin, yine başka bir sanat dilinden referans alması, alanlar arası geçiş çok önemli. Pleksiglas boyamalara geçiş nedenim bu fotografik duyguya hissettiğim ihtiyaçtı. Kumaş resimlerde fotografik bir kadraj duygusu yakalasam bile istediğim detay duygusunu oluşturamıyorum çünkü kumaşın belli sınırları var, daha ötesine izin vermiyor. Bu imkânı pleksi resimlerle elde ediyorum. İki teknik de aynı alt yapıdan beslense de, her fotoğraf her iki teknik için uygun olmuyor.

İşlerinizde üzerinde özellikle durduğunuz belli temalar ön plana çıkıyor mu?
Evet, fakat bu temalar daha çok tekniğin ve malzemenin olanaklarını sınayabileceğim temalar. Naif bir anlatımcılık, kaba ve ironik göndermeli temalar bana her zaman kötü gelmiştir, sanatı sosyal sorumluluk projesi gibi algılamıyorum. Dolayısıyla aşırı anlatımcı temalardan her zaman uzak durdum. Resmin kendine ait bir felsefi mantığı vardır, bu felsefi mantık zaten biçim ve içeriği doğru koşullarda birleştirmenin yollarını tartışır. Fakat bu göründüğü kadar kolay değildir. Olanakları sınadıkça derinleşir ve yetkinleşirsiniz. Ben de hâlâ bu arayış sürecinin içindeyim.

İzmir’de yaşayan ve çalışan bir sanatçı olarak oradaki sanat dünyasını İstanbul’a kıyasla nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konu şu aralar İzmirli sanatçılar olarak bizi oldukça meşgul ediyor. İzmir’in başka kentlere sanatçı üreten bir kent olmaktan çıkıp kendi başının çaresine bakması gerektiği fikri çok yaygın çünkü İstanbul’a ulaşmayı hedefleyen genç kuşak bunu büyük ölçüde başardı ve gözümüzde büyüttüğümüz İstanbul bizim için büyüsünü kaybetti. Diğer taraftan, İzmir’in profesyonel bir sanat yaşamına sahip olmadığı da bir gerçek. Son 10 yılda İzmir’den İstanbul’a ulaşan onlarca genç sanatçı çıkardık, yani üretimle ilgili bir sorunumuz yok, fakat İzmir’in sanat piyasası gibi bir olgusu yok; galerisi, koleksiyoneri, kayda alınacak bir müzesi yok! Şimdi oturup tüm bu “olmayan” ögeleri nasıl avantaja dönüştürebiliriz diye tartışıyoruz.

1 2 3 4 5 6