Sergisiyle gündemde değil, çünkü açık bir sergisi yok, sanat piyasası onun peşinden koşmuyor, çünkü böyle bir talebi yok… Henüz! Peki, ne var? Çalışmalarına yansıyan hüznün ve alttan alta huzursuz eden dehşetin gerçekliği var. Samimiyeti var, ustalığı var, derinliğini eserlerine yansıtabilme yeteneği var. Didem Erbaş’ın eserlerini mutlaka görmelisiniz.

 

didem_3-kopya

Image 2 of 6

Resimlerinde unutulmuşluk, geride bırakılma, geçmişte kalma, yalnızlık temaları söz konusu; ama bir yandan da bazen alttan alta sezilen, bazen de fazlasıyla açığa çıkan ve resmin tamamını kaplayan bir şiddet atmosferi hâkim. Resimlerin senin için neyi veya neleri ifade etme aracı?

Gayet güzel anlattın aslında, benim bu sözlerin üzerine diyeceğim ve ekleyeceğim bir şey kalmadı! Çünkü gerçekten çalışmalarımı yaparken hissettiklerimin birçoğu bunlar ki sana da bunları hissettirebildiysem bu benim için büyük bir başarı! Proust’un bir sözü var: “Günlük hafızanın parlak aydınlığında, geçmişin hayalleri yavaş yavaş solar, silinir, sonunda geriye bir şey kalmaz; onları bir daha bulmamız mümkün değildir artık.” Benim için “Kayıp Zamanın İzinde” isimli çalışmam, unutulmak istenmeyen anıların, hafızalarda ve somut olarak elde kalan hatıralarla birlikte, kime ait olduğu belli olmayan fotoğrafların birleşimden oluşan, mekânla geçmiş arasında bağlantı kuran bir yerleştirmedir. “Zihnimize giren şey yavaş yavaş dağılır, kalıcılık ve süreklilik hiçbir şeye bağışlanmamıştır, acıya bile” der Proust. Belki de o ufak anıyı yeşertecek olan bir şeyler vardır hâlâ geçmişte. Bu, belki ufak bir hatıra fotoğrafı, belki de kime ait olduğu belli olmayan küçük bir vesikalık fotoğrafın bizde bıraktığı anlık etkidir. “Kayıp Geçmiş”, “Pogrom”, “Suret” ve “Kutla-ma” adlı çalışmalarım “Kayıp Zamanın İzinde”nin aksine unutulmak zorunda kalınan bir geçmişin hikâyesi. Kimlik, toplumsal bir varlık olarak birinin, bir “kimse” olmasını sağlayan bir araçtır, suret ise bunun bir kopyası niteliğindedir. “Kayıp Geçmiş”, tarihte azınlık gruplarına karşı yapılan saldırıların bir sureti aslında. “Suret” ise kaybolmuş, eksilmiş, yarıda kalmış portrelerin görünmeyen bir yansıması...