Bu sene Bienalde en çok kimlerin ismini duyacağız. Gelecek vaat eden genç yıldılar kimler? Bieanelin yıldız haritasını sizin için çıkardık! Bu sanatçıları ve işlerini görmeyi sakın unutmayın!

MERVE KILIÇER
Bienal süresince Carolyn Christov – Bakargiev ile çalışmak nasıl bir deneyim oldu? Süreç içerisinde aklındaki proje farklı bir şekilde şekillendi mi?
Carolyn ile hem bienalin hem de projemin fikir aşamasında tanıştık. İstanbul’daki insan, fikir ve sanatçı çeşitliliğine ulaşabilmesi için etrafına topladığı insanlardan biri oldum. Onun bu çeşitliliği, Türkiye’nin tarihini ve bugününü, sanat dünyasını ve üretim biçimlerini yakından tanıyabilmek, anlayabilmek için gerekli gördüğünü düşünüyorum. Aklımdaki fikir sene içerisinde şekillendi ve tabii ki devamlı değişerek, gelişerek son halini aldı. Üretim süresinde Carolyn ile sürekli iletişim içinde değildik. Gerekli olduğunda endişelerimizi ya da alacağımız kararlarla ilgili hislerimizi açık gönüllülükle paylaşarak iyi bir ilişki kurduğumuza inanıyorum.

Bienalin kavramsal çerçevesi hakkında neler düşünüyorsun? Ve şehrin farklı köşelerine yayılmasını nasıl yorumluyorsun?
Yaratılan kavramsal çerçevenin geniş olması, İstanbul’un ve Türkiye’nin kapsadığı çeşitliliğe hareket edecek alan sağlıyor. Tuzlu Su; öze dair, köklere ve insanlığın kendini iyileştirme sürecine dair farklı hafızalara uzanıyor. Yüzleşmeye ve hatırlamaya çalıştığımız ortak geçmişi, Gezi Direnişi gibi umut ve aşkla; içgüdülerimize, hislerimize hitap eden bir dille, yani düşünce biçimleriyle ortaya koymayı teklif ediyor. Sergi, İstanbul Boğazı’nın kuzeyinden güneyine farklı noktalar işaretliyor ve hem İstanbullu’yu hem de dışarıdan gelen ziyaretçileri bu noktalara ulaşmaya çağırıyor. Mekânlar arası yapılacak yürüyüş ve yolculuklar; şehrin olduğu kadar yapıtların da alışıldık tüketim şeklini farklılaştırmayı hedefliyor.

Bienalin genç ve yükselen yıldızlarından biri olarak görülüyorsun, bu durum bienale katılımını nasıl etkiledi? Bir avantaj olarak görüyor musun, zorlandığın anlar oluyor mu?
Bienalin en genç sanatçılarından biriyim. Gönlümden geçen, üretmeye devam edebilmek ve kendime özgür bir rota çizebilmek. İlk defa bu kadar büyük çaplı bir serginin parçası oluyorum. Benim için öğretici ve hatta baş etmem gereken zorlu bir süreç oldu diyebilirim. Tabii ki İstanbul Bienali’nde işimi sergilemek, uluslararası çapta büyük bir görünürlük sağlıyor. Bu serginin ilerlediğim çizginin uzanacağı yolları çeşitlendireceğini umuyorum.

Bienalde, mitolojiden günümüze kadına atfedilen anlamları araştırdığın gravür tekniği ile üretilmiş iki adet sanatçı kitabı sergiliyorsun. Bu konuyu seçmeye nasıl karar verdin? İzleyiciler işlerinle karşılaştığında onları neler bekliyor olacak?
Bu konuyu seçmemde etkili olan şey, kadınsal var oluşumun devamlı ve yorucu bir biçimde tüm bedenimi; Türkiye’deki cinsiyet ayrımı problemlerinin de zihnimi meşgul etmesiydi. Dişi ruhun, kadın, erkek, herkesin ve her şeyin içinde var olduğuna inanıyorum. Kimi bu ruhun ortaya çıkmasına izin verir, kimi uzak durur. “Neden uzak durur? Denge nasıl sağlanır? Bu ruhu takip etmek, hepimiz için ortak ve barışçıl bir zemin oluşturabilir mi?” gibi sorular kafamda dönüp dolaşıyordu. Anadolu ve Mezopotamya topraklarının içinde debelendiği kaosu anlayabilmek için köklere, antik hikâyelere, kadın figürlerine ve tanrıçalara yöneldim. Farklı medeniyetlerin hikâyelerinin ve geleneklerinin günümüze ne şekillerde geldiğini araştırmaya başladım. İzleyiciler kitaplarda iki tanrıçanın hikâyelerinden ilham alarak ortaya çıkmış görsel hikâye anlatımları ve hayal dünyama ait düşüncelerle karşılaşacaklar.

İşlerinin yer alacağı Büyükada İlçe Halk Kütüphanesi üretim sürecine nasıl etki etti?
Kitap formatında bir üretim yapmak istememin nedeni izleyiciyi yapıt ile olabildiğince baş başa bırakmak ve yapıtla arasına giren mesafeyi olabildiğince azaltmaktı. Halk kütüphaneleri, kendiliğinden sessiz ve kamuya açık mekânlar olduğu için bana tapınakları ya da sunakları anımsatıyor. Bireyler arasında ve mekân içinde kendiliğinden ortaya çıkan bir saygı atmosferi hâkim oluyor. Birer sunu olarak hazırladığım bu kitaplara bir ev, bir çatı bulmamız gerektiğinde Büyükada İlçe Halk Kütüphanesi’ne gittik. Bu ufak binayı işletenlerin kadınlar olduğuna ayrıca memnun oldum. Onlar bana ellerindeki kısıtlı imkânlarla orayı var etmeye çabaladıklarını anlattılar, ben de onlara kısıtlı tecrübemle kitaplar hazırlamaya çalıştığımı anlattım. Bu iş ada kütüphanesine özel bir üretim değil, ancak orayı evi gibi gören güçlü kadınların gözetiminde olması içimi rahatlatıyor.