Sheila Vand Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız. Prömiyeri Sundance 2014’te yapıldığından bu yana kadrajımız dâhilinde.

850

Ana Lily Amirpour’un ilk uzun metrajında karşımıza çıkan Sheila Vand, popülaritesini merak uyandırıcı ve sıra dışı İran yapımı vampir filmine borçlu değil. Ben Affleck’in yönettiği “Operasyon: Argo” filminde yan rolde karşımıza çıktı. Yan rol derken küçümsediğimizi düşünmeyin. Zira adını Google’da arattığınızda ününü bu filme borçluymuş gibi bir portre çiziliyor. Bir taraftan performans sanatçısı olarak işler üretmeye devam eden Vand, gelecek aylarda “Yükselen Yeni Yıldız” başlığı altında kendine gündemde çokça yer bulacak. Lotus Eaters filmiyle beni heyecanlandıran Alexandra McGuinness’ın yeni filminde Nikki Reed, Bonnie Wright ve Joe Jonas’la bir arada. 2016’da izleyeceğimiz bir başka filmde de adını Margot Robbie ve Nikolaj Coster- Waldau’yla beraber görüyoruz. Televizyon yolculuğu ise başka bir hikâye… Vand çölde az evvel bahsettiğim McGuinness filmi “The Highway Is For Gamblers”ın çekimleri devam ederken bilgisayarının başına geçti. Devam eden mailleşmeler sonucunda da röportajı tamamladık. Geriye 24 Nisan’davizyona girecek filmi izlemek kaldı…

Youtube’da fragmanı izlerken filmin aslında oldukça modern ve “cool” dokunuşlara sahip olduğunu görüyorum. Böyle mi gerçekten de?
Cevabı yine sana bırakmayı tercih ediyorum aslında. İzledikten sonra kararını verebilirsin. Yine de bana soracak olursan, evet; düşüncelerine katılıyorum.

Vampir olmak nasıl bir his? İlgi çekici yanları var mı?
Kabul etmek gerekirse insanüstü bir güce ve hıza sahip olmak bambaşka bir duygu. İstediğin anda birisini öldürebilmek duygusu da garip aslında. Bir taraftan korkusuz hissetmene de neden oluyor. Ama ölümsüz olmak bence bir yerden sonra sıkıcı ve kendini yalnız hissetmeye başlıyorsun. Eğer bir seçim hakkım olsaydı kesinlikle vampir olmayı tercih etmezdim. Saklaması fazlasıyla ciddiyet gerektiren bir sır. Filmdeki kız gibi hiç beklemediğin bir anda birilerine yakınlık duymaya başlayabilirsin.

Film sence de bir anda fenomene dönüşmedi mi?
Filmin bu kadar başarılı bir şekilde tamamlanmış olması gerçeküstü. Rüya gibi hatta. Film bir açıdan alınan büyük risklerle ilgili. Sizi bir anda farklı bir dünyaya götürebiliyor. Bence bu da izleyicilere heyecan verici geliyor. Aynı zamanda kültleşmiş birçok filme de saygı duruşu niteliğinde. Elbette yine de kendine has bir dili var. Bunu başarmak güç bir olay.

Sanırım dönüp geriye baktığında kolaylıkla “harika bir film çıkardık” diyebiliyorsun. Başa dönelim şimdi de. Yönetmenin Lily Amirpour’a ilk ne zaman “Haydi ne zaman başlıyoruz filmi yapmaya?” dedin.
New York’ta Lily’le yürüyorduk. Bana bir anda siyah beyaz bir vampir filmi çekme fikrinden bahsetmeye başladı. Aklında Sergio Leone ve David Lynch filmleri arasında duran bir şeyler vardı. İşte o anda; “Ne bekliyoruz ki?” dedim.

Filmin bazı kült filmlere saygı duruşunda bulunduğunu söyledin. Açıkçası vampirlerle aram pek iyi değil ama İsveç yapımı “Let The Right One In” muazzamdı. Sen ne düşünüyorsun?
Vampirler konusunda kesinlikle sana hak veriyorum. Hatta o filmi görene kadar vampirlerle ilgilenmiyordum bile. Güzel ve sıra dışı bir film…İzlemediysen Park Chan- Wook’un filmi “Thirst”ü de öneririm.

Teşekkür ederim. Vampirlerden uzaklaşacak olursak, seni Google’ladığımda daha çok Argo’daki rolünle ilgili haberlerle karşılaştım. Bu seni rahatsız ediyor mu?
Sanırım kariyerimin sonuna geldiğimde, geçen sürede birçok farklı alanda farklı şeylerle uğraşmış olacağım ve onlarla anılacağım. Ancak şu anda daha her şeyin çok başındayım. Türlü türlü şeyler yapmaya gayret gösteriyorum. Hem internet de hakkımda pek çok şeyi bilmiyor zaten.

Filmin basın tanıtımında genelde hipster ve feminist gibi sıfatlar kullanılıyor ya da IMDb’nin de yazdığı gibi “İran yapımı ilk batılı vampir filmi.” Etiketlere takılmamız gerekiyor mu, yoksa bu sadece filmi daha geniş kitlelere ulaştırma yöntemi mi?
İnsanların filmimizi kategorize edebilmek için çeşitli etiketler kullanması aslında hoşuma gidiyor. Çünkü bu bence yapımın ne kadar “kendine has” olduğunun da altını çiziyor. Öte yandan film kendini o kadar iyi anlatıyor ki, bir de kelimelerle anlatmaya gerek olduğunu düşünmüyorum.

Screen_Shot_2014-11-19_at_6.15.15_PM

Alexa Meade ile yaptığın videoları gördüm. Performans sanatçı olarak devam ettirdiğin kariyerinden de bahsedebilir misin?
Kendi karanlık yanım ve öteki dünyalar beni büyülüyor. Sanatçı olarak yarattığım işler de bu çerçevede gelişiyor. Teatral çalışmalarım oldu, enstelasyonlar ve fotoğrafla deneysel işler hazırladım, ancak bir süredir video sanatını keşfetmekle uğraşıyorum. Aslında çalışmalarımı henüz sergileme imkânı bulamadım. Şimdilik daha çok kendim için bir şeyler yapıyor gibiyim.

Yaptıklarını bizlere de gösterme planların yok mu?
Olmaz mı? Ancak bir süredir ağırlığı oyunculuk üzerine verdim. Ne yazık ki hayalini kurduğum her şeyi gerçekleştirebilmek için gerekli zamana sahip değilim. En azından hayallerimde var olmaya devam ediyorlar.

İzlenmesi gereken İranlı sanatçılar var mı? Bize isimlerini verebilir misin?
Abbas Kiarostami’nin büyük hayranıyım. Umarım bir gün onunla çalışma imkânı bulurum. Jafar Panahi beni her defasında hayrete düşürür. 90’larda tiyatro sahnesinde deneysel işlere imza atan Reza Abdoh da favorilerim arasında. Ancak ne yazık ki çok genç yaşta kaybettik kendisini.

Seni bir de TV dizisi “State of Affairs”de izliyoruz. Başka neler yapıyorsun şu sıralar?
Birinci sezonun çekimlerini henüz tamamladık. Çalışırken inanılmaz eğleniyorduk. Onlardan çok şey öğrendim diyebilirim. Tina Fey’le yeni bir filmin çekimlerini de tamamladım. Fey bu dünyada en sevdiğim komedi yıldızlarından biridir. Film de, bir diğer efsane isim Lorne Michaels yapımcılığında çekildi. Aslında bugüne kadar çok az komedi yaptım, bu yüzden benim için tarif edilmez bir deneyim oldu. Aynı zamanda beni inanılmaz heyecanlandıran iki farklı bağımsız filmin çekimleri de devam ediyor. Biri çölde geçiyor. Gerilimi bol. Diğeri ise daha aksiyon dolu…