hera-3

Senin işlerinde de kimlikle ve hafızayla ilgili sorgulamalar var, bu durum nasıl oluştu?
Kimlikle ilgili sorgulamalar neredeyse çocukluğumdan bu yana var olan bir şey . Hem Ermeni, hem Rum olup Türkiye’de yaşamak… Bütün bu kimliklere sahip olup diğer yandan da sadece kendin olmaya çalışmak… Sanırım benim için en önemlisi kendim olma savaşıydı. Bu sadece etnik, kültürel veya politik bir sorun değil, belki daha çok varoluşsal bir sorun. Kendine bir alan yaratma, içerisinde ‘ait’ veya ‘evde ‘ hissedebileceğin bir daire çizmek gibi… ‘Kayıp’, ‘görünmeyen olan’, ‘unutmak-hatırlamak’ gibi kavramlar bütün bu hikayeler üzerinden ortaya çıkıyor. Hepsinin özüne baktığımızda yeniden var olma çabası olduğunu görüyoruz. Sanırım kendimi hikaye anlatıcısı gibi görmem de bütün bu yaşanmışlıkların toplamından ortaya çıktı.
Heybeliada’daki hayatın bu durumu ve işlerini nasıl etkiliyor?
Kendimi çoğu zaman bir ada olarak görüyorum. Bir şeyin parçası olmakla bağımsız olmak arasında, kalabalık ve yalnızlık arasında gidip gelmek gibi… Adada yaşamak benim kendimi daha net görmemi sağlıyor. Özellikle vapur yolculuğunda üretiyorum çünkü orada hiçbir kara parçasına bağlı değilim ve kendi yarattığım zihinsel alan içerisindeyim, iki nokta arasında gidip gelen bir ada gibi.
Art ON Istanbul’da sergilenen işinden de kısaca bahsedebilir misin?
Art ON’daki grup sergisi ’Yaralarımız ve Türkülerimiz’, ünlü Yunanlı şair Yannis Ritsos’un “Benzeşim” şiirinden alınan bir kısım üzerinden kurgulanmıştır. Sergideki işimin adıysa, ‘Boğazımdaki Yabancı’. Bu işi, önceden Atina’da kar amacı gütmeyen bir mekan olan State of Concept’teki sergimde göstermiştim. İlk başlangıç noktam Yunanca konuşamamam ve bunun çocukluğumdan bu yana bende bıraktığı izler oldu. Rum kısmımı yeni keşfettiğim bir dönemde Atina’ya gidip gelmelerimden birinde okuyup yazabildiğim ve anladığım, ancak kelimelerin boğazıma takıldığı bu dil ile olan durumumu keşfettim. Sadece bir dilin konuşulamaması meselesi değil, içeride veya derinliklerimizde sıkışıp kalmış ve günyüzüne çıkaramadığımız yığınla şey anı, his, düşünce ile bağlantılı aslında. Ritsos’la olan bağlantısına gelecek olursak… Atina’da iş üzerine düşünürken Ritsos’un “Ölü Ev’’ şiiri karşıma çıkmıştı ve bir dizede “bilinmeyen bir misafirin boğazına takılan büyük bir balık kılçığı gibi, çakılı kalır feryatları karanlık koridorda…’’ diyordu. Bu dize işin merkezine yerleşmiş oldu. Bu sergide ayrıca bir de Ritsos’un bir taşı var. Ritsos muazzam bir şair olmasının yanı sıra aynı zamanda resim yapıyor, özellikle sahilden topladığı taşlar üzerine yaptığı resimler çok özeldir.

1 2 3 4